Devamı
olup olmayacağı belli olmayan yazının birinci bölümü.
Öncelikle
şunu söylemeliyim, bu tip düşüncelerimi sözlü olarak çok kez ifade etsem de ilk
kez yazıyorum. Kavramsal hatalar affedilmez, uyarı bekler.
"Etme
bulma dünyası." gibi teorik olarak karmasal bir laf toplumlar için
söylenmez. Kişiler için söylenir. Birey, mensubu olduğu toplumun yaptıklarından
muaf değildir. Çünkü, o topluma dahil olmayı tercih etmemiş olabilir. Kimse
içine doğduğu toplumun suçuyla suçlanamaz. Kişi, mensubu olduğu toplumun suçunu
pekala reddedebilir. Ya da o suçu besleyebilir, sürdürebilir. Bireyin suçu
beslemesi de toplumu suçlu yapmaz. Birey toplumla bir tutulmayacağı gibi
bireyin suçu da topluma yüklenemez.
Yani
bir kavram olarak “toplum” ya da bu kavrama karşılık gelen, daha doğrusu kelime
olarak bu kavramın altında yer alan “devlet, millet” gibi topluluklar,
yaptıkları hatalarla kendilerine dahil olan bireyleri karalayamaz. Birey ve
toplum “suç ve/veya hata” söz konusuyken birbirinden tamamen bağımsız
tutulmalı. Birey, toplum adı altında nitelenemez çünkü birey rakam, istatistik ya
da toplumun günah keçisi olamaz.
Peki
hal böyleyken birey suça bakış açısını nasıl ve neye göre düzenleyecek? Bireyin
kontrol mekanizması “vicdan”dır. Yaşanan her olayı tartacağı birim vicdanıdır.
Vicdan,
konsantredir ve ana damardır. Kişiyi birebir muhatap alıp gözlerinin içine
baktığı için konsantredir, öz ve yoğundur. Onun mevcudiyetiyle varolduğu için
ana damardır.
Vicdan,
başlangıçtır. Ana çıkış noktası olması gerekiyor bu yüzden. İnsan sadece
vicdanıyla başbaşadır, kendisiyle bile değil. Çünkü insanın kendisiyle arasında
aldanışlar ve ucuz kaçışlar vardır. Vicdan aldatılamaz ve atlatılamaz.
Fakat
vicdanın bu konsantre yapısı, bireyi toplumdan sorumlu tutana kadar muhafaza
edilebilir. Bireyi toplum olarak addetmek, ona vicdanını atlatacak alan yaratır.
O zaman kişi kendini toplum zanneder, vicdanını unutur ve suça meyili artar, ya
da tam tersi. Toplum olma bilinci geliştirir ve bu sorumluluğun altından
kalkmak için vicdanlı biri olur. Şu an hepimizin insanlığı ilk seçeneği tercih
etmiş görünüyor.
Bir
topluma ait hissetmeme duygusu, vicdanı ayakta tutar. Böyle hisseden
arkadaşlarım var. Ben de böyleyim, kendimi bir topluma ait hissetmiyorum. Bunun
genetik olarak ortaya karışık bir yapıda olmamla alakası kurulabilir mi
bilmiyorum. Bunu söylemek için bu duyguyu yaşayanların çoğunda genetik
karışımların olması gerekir ki sağlamasını yapabilelim. Ama benim fikrim,
geçmişinde göç olanların çoğunlukla aidiyet duygusu yaşamadığı yönünde.
Ait hissetmemek, vicdan ve suç söz konusu olduğunda aklıma bunlar geliyor. Bunları
yazdım çünkü aklımda toparlayamıyorum ve sonunun nereye gideceğini öğrenmem gerekiyor. Devamını oluşturabilirsem, yine yazacağım. Şimdilik bu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder