4 Mayıs 2012 Cuma

Anahtar kelimeler: birey, toplum, suç, vicdan.



Devamı olup olmayacağı belli olmayan yazının birinci bölümü.

Öncelikle şunu söylemeliyim, bu tip düşüncelerimi sözlü olarak çok kez ifade etsem de ilk kez yazıyorum. Kavramsal hatalar affedilmez, uyarı bekler.

"Etme bulma dünyası." gibi teorik olarak karmasal bir laf toplumlar için söylenmez. Kişiler için söylenir. Birey, mensubu olduğu toplumun yaptıklarından muaf değildir. Çünkü, o topluma dahil olmayı tercih etmemiş olabilir. Kimse içine doğduğu toplumun suçuyla suçlanamaz. Kişi, mensubu olduğu toplumun suçunu pekala reddedebilir. Ya da o suçu besleyebilir, sürdürebilir. Bireyin suçu beslemesi de toplumu suçlu yapmaz. Birey toplumla bir tutulmayacağı gibi bireyin suçu da topluma yüklenemez.

Yani bir kavram olarak “toplum” ya da bu kavrama karşılık gelen, daha doğrusu kelime olarak bu kavramın altında yer alan “devlet, millet” gibi topluluklar, yaptıkları hatalarla kendilerine dahil olan bireyleri karalayamaz. Birey ve toplum “suç ve/veya hata” söz konusuyken birbirinden tamamen bağımsız tutulmalı. Birey, toplum adı altında nitelenemez çünkü birey rakam, istatistik ya da toplumun günah keçisi olamaz.

Peki hal böyleyken birey suça bakış açısını nasıl ve neye göre düzenleyecek? Bireyin kontrol mekanizması “vicdan”dır. Yaşanan her olayı tartacağı birim vicdanıdır.

Vicdan, konsantredir ve ana damardır. Kişiyi birebir muhatap alıp gözlerinin içine baktığı için konsantredir, öz ve yoğundur. Onun mevcudiyetiyle varolduğu için ana damardır.

Vicdan, başlangıçtır. Ana çıkış noktası olması gerekiyor bu yüzden. İnsan sadece vicdanıyla başbaşadır, kendisiyle bile değil. Çünkü insanın kendisiyle arasında aldanışlar ve ucuz kaçışlar vardır. Vicdan aldatılamaz ve atlatılamaz.
Fakat vicdanın bu konsantre yapısı, bireyi toplumdan sorumlu tutana kadar muhafaza edilebilir. Bireyi toplum olarak addetmek, ona vicdanını atlatacak alan yaratır. O zaman kişi kendini toplum zanneder, vicdanını unutur ve suça meyili artar, ya da tam tersi. Toplum olma bilinci geliştirir ve bu sorumluluğun altından kalkmak için vicdanlı biri olur. Şu an hepimizin insanlığı ilk seçeneği tercih etmiş görünüyor.

Bir topluma ait hissetmeme duygusu, vicdanı ayakta tutar. Böyle hisseden arkadaşlarım var. Ben de böyleyim, kendimi bir topluma ait hissetmiyorum. Bunun genetik olarak ortaya karışık bir yapıda olmamla alakası kurulabilir mi bilmiyorum. Bunu söylemek için bu duyguyu yaşayanların çoğunda genetik karışımların olması gerekir ki sağlamasını yapabilelim. Ama benim fikrim, geçmişinde göç olanların çoğunlukla aidiyet duygusu yaşamadığı yönünde.

Ait hissetmemek, vicdan ve suç söz konusu olduğunda aklıma bunlar geliyor. Bunları yazdım çünkü aklımda toparlayamıyorum ve sonunun nereye gideceğini öğrenmem gerekiyor. Devamını oluşturabilirsem, yine yazacağım. Şimdilik bu.

Hiç yorum yok: