Yapmam gereken şey, sahi neydi yapmam gereken şey. Neyse, önemi yok. Sonuçta, aniden büyük kararlar alıp sonra uygulayamayanlardan değilim. Unuttuğum şey en fazla ne olabilir ki? Hayatı kendime kolaylaştırmakta çok iyiyim yaa. Keşke herkes böyle olsa. Böylece topluma daha az zarar vermiş olurum. Hem zaten böylesi daha sağlıklı. Stres patlaması yaşarken, bir güzellik yapıp onu yoksaymak bana göre değil. Herhangi bir duyguyu yoksaymak bana göre değil aslında. Duygularıma karşı ayrımcı bir politikaya güdemem, bencilliğime yakışmaz bir kere. Hepsinin kaynağı benim neticede.
- Evet, benim. Eskiden de böyleydim. Aynı bencillik, aynı rahat tavırlar. Zaman hiç değiştirmedi. Ben de, nasıl olsa zaman değiştirir diye pek çaba sarfetmedim işin gerçeği. Aforizmalar hep öyle diyordu, inandım. Tabi işin kolayı yine bu.
İşin kolayı diyorum ama kendime haksızlık ediyorum aslında. Hiç de öyle işin kolayına kaçan bir tip olmadım. Çocukluğumu bilirim ben benim. Strateji oyunları üretip herkesi organize ettiğim zamanlardı. İlk gençliğim de öyle, bu sefer hayatımı planlamaya kafa yordum tabi. İstediğim yerde olmak için çok dolaştım, kulağını tersten tutup gösterirler ya, benimki de o hesap. Alternatif yoktu. Hayat “Dolaşmadan olmaz!”, dedi, ben de dolaştım. Herhalde ne yapmak istediğini baştan beri bu kadar net bilmesine rağmen, bunca mesafeyi dolaşan pek az kişi vardır. Şikayet eder gibi söylenip duruyorum ama aslında tam da bu yüzden çok kıymetli her şey.
- Yine başladım. Duyan da Ayrıkvadi’den geçip Mordor’a yüzük götürdüm sanır. Sırada ne var, biliyorum, biraz daha abartıp ölümle olan ilişkimden bahsedeceğim. Bla bla bla...
Bilmediğim bir şey vardı. Çok zaman selam vermek isteyip, yanına yaklaşamadığım biri. Beni ona çeken şey ölümle olan ilişkisiymiş meğer.
- İşte başladık!
Öğrenince ruhuma bir ağırlık çöktü. Oraya gidene dek nereye ait olduğumu düşündüm. Bu kadar ağır bir kalp nereye ait olabilir? Hangi evren bunu hafifletir? Yerçekimi bugün niçin her zamankinden daha güçlü? Hangi taş bana dünyayı sevdirecek? Yoğun bakım ünitesinin kapısında durunca, bütün sorularımın cevabını buldum.
- Bu çok zaman önceydi. O günü çok net hatırlıyorum. O ağırlığı. Şu an hissetmiyorum ama hatırlıyorum. Artık hissetmem mümkün değil. Artık uykularım bile kaçmıyor. Kendini daha iyi hisset diye söylüyorum, senin bildiğin bir çok şeyi unuttum. Bir gün unutacaksın. Süper bir şey. Bu yüzden kaygılarını pek önemsemiyorum. Hatta içimi karartıyorsun.
Hımm. Bu biraz ağır oldu. Daha önce beni kendinden ayrı tutmamıştın. Bunu atlatmam biraz zaman alacak. Daha sonra önemsemediğin kısım için üzülmeye başlarım. Bunun insanlarla ilgili aldığım önlemlerle bir alakası var mı?
- Ne fark eder ki? Bunu öğrenince yapacağın şey fazladan bir önlem almak olacak. Sen hep önlemler aldın. Senin yüzünden ben de...
Ne oldu benim yüzümden sana? Ben çok mu seviyorum bu halimi? Sen oluyorum, mutlu muyum diye sordun mu hiç? Ya da mutluluk umrumda mı diye. Bir köşe yazısı okuyorum. “Turgut Uyar, ‘o güzel imgesi mutsuzluğun’ dizesinin yazarı.”* diyor.
- “..Kim duyurabilir acıyı onun kadar.” Evet, kitabın arasına koymuştum. Hala aynı yerde, Charles Baudelaire/Kötülük Çiçekleri.
Hatırladığıma sevindim. Onca çılgın unutma vaadinden sonra. Beni şaşırttığını söylemeliyim. Daha önemlisi, bunun bizi tekrar birleştirmesi. Turgut Uyar’ı bu yüzden mi çok seviyoruz? Kendimizle aramızdaki zaman farkını yoksaydığı için mi?
- Belki de bize unuttuğumuz her şeyi yeniden hatırlattığı için. Tek dizeyle dize geldim. Evet arada bir böyle espriler yapıyorum, ne var. Sana da hiçbir şey söylenmiyor! Yani bana. Her neyse.
Tamam bunu kendi aramızda halledebiliriz, başka yerde söyleme sakın. Turgut Uyar’ın zamanın içinde açtığı delikten çekip beni al. Birdenbire geçip gitmek istiyorum bugünlerden. Bir de tabi, “Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri, bir daha, unutmak Tanrım!”** Bana ellerimi uzat.
* ‘O güzel imgesi mutsuzluğun’, Ali Çolak, Zaman, 11/10/2008
** Salıncak, Nerde Antigone, Edip Cansever, 1961
